Esra Cetinkaya Diş teli takmak “psikolojik” olarak nasıl etkiler? Diş teli takmak bizi psikolojik olarak nasıl etkiler? sorusunun cevabı için gelin bir insan yavrusunun gelişim yolculuğuna çıkalım. Freud’un “oral dönem” dediği “Bebeklik ve Erken Çocukluk (0-6 yaş)” diliminde dünya, ağızdan keşfedilir. Bebeğin ağzı tüm dünyasıdır. Emzik, biberon, oyuncak köşeleri… Emme refleksi, beslenme süreci ve ağız bölgesine dokunma ihtiyacı, bireyin kendilik algısının ilk aşamalarını oluşturur. Dişler çıkmaya başlar, kaşınır, ağlama krizleri, sızlanmalar.. İlk dişlerin çıkışı ve ebeveyn tepkileri, çocuğun bedenine dair farkındalık geliştirmesinde önemlidir. Derken “Orta Çocukluk (7-12 yaş)” dönemi gelir çatar ve önce dişler dökülmeye başlar. Yerine yeni çıkan dişler düzensiz! olduğunda ise ortodonti randevuları devreye girer. Çocukluk döneminde kendilik algısı, çevresel geri bildirimlerle şekillenir. Çocuk, başkalarının gözünden nasıl göründüğünü anlamaya başlar. Bu dönemde diş kayıpları ve yeni çıkan dişlerin şekli, çocuğun görünüşüne yönelik ilk farkındalıklarından biri olabilir. Arkadaşlarının düz ve düzgün dişleriyle kendi dişlerini kıyaslayan çocuk, eğer farklı olduğunu hissederse özgüveninde dalgalanmalar yaşayabilir. Piaget’nin “somut işlemler dönemi”nde çocuklar artık sosyal karşılaştırmalara daha açık hale gelir ve diş tellerinin gerekliliği, estetik kaygılarla birleşmeye başlar. “Ergenlik (13-18 yaş)” dönemi ile birlikte ise eğer bu sürece kadar diş teli tedavisi gerçekleşmemişse çarpık diş görünüşü, en önemli meselelerden biri hâline gelir. İşte diş telleri burada ilginç bir konumda: Onlar bizi farklı mı yapar, yoksa güvensiz mi hissettirir? Beden algısı, sosyal ilişkiler ve kendini kabul etme süreçleri bu dönemde yoğun bir şekilde yaşanır. Diş teli takmak, birçok genç için görünüşle ilgili önemli bir değişimdir. Kimileri için diş teli, “zorlu bir geçiş süreci” olarak görülürken, kimileri içinse bir tür aidiyet hissi yaratır. Tellerle birlikte yeni bir kendilik algısı oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. diş teli takan bir ergenin deneyimi yalnızca estetik bir süreç değildir; aynı zamanda kimliğin değişimi ve kendiliğin farklı bir versiyonuna geçiş anlamına gelir. Bebeklikte farkında olmadığımız dişlerimiz, çocuklukta merakımızı cezbeden, ergenlikte özgüvenimizi sınayan ve yetişkinlikte bize gülümsemeyi yeniden öğreten bir unsur hâline gelir. Diş telleri, sadece dişleri hizalayan bir araç değil, aynı zamanda kendilik algımızı şekillendiren bir deneyimdir. Bütüncül psikoterapi perspektifinden bakıldığında, bu süreç sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda kimlik gelişiminin bir parçasıdır. Bebeklikten yetişkinliğe kadar dişlerimizle kurduğumuz ilişki, kendimizi nasıl gördüğümüzü ve kabul ettiğimizi belirleyen önemli unsurlardan biridir. Sonuç olarak, diş teli yalnızca bir ortodontik müdahale değil, aynı zamanda gelişimsel bir müdahaledir.