Esra Cetinkaya Karanlıkta Hareket Eden Gölgelere Dair: Algının Oyunu Karanlık bir odada gözlerini kısarak baktığında, gölgelerin hareket ettiğini düşündüğün oldu mu? Aslında olduğu yerde duran bir nesne, bir anda sana yaklaşan bir figüre dönüştü mü? Yatağındayken kapının arkasında asılı duran montlar canavara dönüştü mü gözünde? Peki, beynin bu oyunları neden oynuyor sana? Pareidolia ve Beklenti Etkisi Bilinmeyene karşı tetikte olmak, insanın evrimsel bir özelliği. Karanlıkta gördüğümüz şekilleri bir şeye benzetme eğilimimiz ise hayatta kalma mekanizmasının bir parçasıdır. Beynimiz, eksik bilgileri tamamlamak için geçmiş deneyimlerine başvurur. İşte burada pareidolia devreye girer: Rastgele nesneleri tanıdık bir şeye benzetme eğilimi. Zihin anlamlandırmaya çalışırken sistemler karışır çünkü bu hayatta kalma ile ilgili bir meseledir ve korkular peşimizi bırakmaz. Amigdalamız – beynin korku merkezi – karanlıkta daha aktif hale gelir. Çevreden gelen sınırlı ipuçlarını abartarak yorumlar ve hareket eden gölgeler gördüğünü zannedebilir. Beynimiz, özellikle bilinmezlik içeren durumlarda “beklenti etkisi” ile çalışır; yani, eğer bir şeyin varlığından korkuyorsan, onu görmeye daha yatkın olursun. O yaşlarda ve yetişkinlikte korkular büyükse ve kendi karanlık taraflarımızla tanışmadıysak (travmatik deneyimlerimizle yüzleşmediysek, bilinçdışı materyallerimizden haberdar değilsek) gerçeklik mi bir yanılsama mı diye ayırt edemeyiz. Algıladığımız gerçeklik büyük ölçüde zihnimizin inşasıdır. Belki de karanlık, sadece dış dünyadaki bir bilinmez değil, aynı zamanda kendi içsel dünyamızın yansımalarıdır. Belki de karanlık, kendinizi tanımanın iyi bir yoludur.