Esra Cetinkaya Yeme Bozukluklarına Psikodinamik Bir Bakış: İç Dünyamızda Neler Oluyor? Yeme bozuklukları dediğimizde çoğu zaman akla sadece yemekle ilgili bir sorun gelir. Ancak aslında bu durum görünenin ötesindedir ve insanın iç dünyasında yaşadığı çatışmaların bir yansıması olarak ortaya çıkabilir. Anoreksiya, bulimiya, tıkınırcasına yeme gibi bozukluklar, sadece bir beslenme alışkanlığı meselesi değil; geçmiş nesne ilişkileri ile bağlantılı duygusal dinamiklerle, kişilik yapılarıyla ve ilişkisel örüntülerle de yakından ilgilidir. Bu yazıda, psikodinamik bakış açısıyla yeme bozukluklarını ele alacağım ve PDM (Psychodynamic Diagnostic Manual) çerçevesinde değerlendireceğim. Anoreksiya Nervoza: Kontrol Mü, Kimlik Arayışı Mı? Anoreksiya nervozası olan kişiler genellikle "kontrol" kavramına çok sıkı sıkıya bağlıdır. Yemek yememek, sadece fiziksel bir mesele değil, içsel olarak "kendine hakim olma" ihtiyacının bir dışa vurumudur. Psikodinamik açıdan bakıldığında, bu bireylerde katı bir süperego (yani aşırı güçlü bir iç ses, vicdan) ve erken dönem ebeveyn ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar göze çarpar. Anoreksiya nervozası olan bireylerde, genellikle ebeveynlerinin beklentileriyle kendi bireyselliği arasında sıkışmışlık hissi görülür. Kişi, ebeveyninin içselleştirilmiş sesiyle kendi arzusunu ayırt etmekte zorlanır ve bu çatışmayı yemek yemeyerek çözmeye çalışır. Açlık, aslında bir tür "kimlik arayışı" ve ebeveynin etkisinden kurtulma girişimi olarak ortaya çıkar. (Vamık Volkan 33 kilo örneği) - Kişi yemeyi reddederek kendi varlığını ve kimliğini ortaya koymaya çalışmaktadır. - Bedenini aşırı derecede küçülterek, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide var olmaya çalışmaktadır. - Aşırı kilo kaybı, ölümle yaşam arasındaki sınırda bir varoluş mücadelesi gibidir. - Yemek yemeyerek, bilinçdışı düzeyde hem annesini cezalandırmakta hem de kendi varoluşunu ispatlamaya çalışmaktadır. - Kişi, annesinden bağımsız bir kimlik inşa edemezse, kendi bedeni üzerinde mutlak kontrol sahibi olarak güç kazanmaya çalışabilir. - Anoreksiya, yalnızca bireyin değil, aile içinde nesiller boyu aktarılan çözülmemiş travmaların bir sonucu olabilir. Bulimiya Nervoza: Duygularımı Nasıl Bastırabilirim? Bulimiya nervozası olan kişiler genellikle yoğun utanç duyguları yaşar ve içsel boşluk hissi ile mücadele eder. Psikodinamik bakış açısıyla baktığımızda, bu bireylerin çocukluklarında genellikle duygusal dalgalanmalar yaşadığı, sevilme ve kabul edilme konularında tutarsız deneyimler yaşadığı görülür. Vamık Volkan’a göre, bulimiya nervoza, bireyin bilinçdışı seviyede bir tür "psikolojik sindirim" yapma çabasıdır. Çocukluk döneminde bastırılmış duygular ve çözümlenememiş nesne ilişkileri, bireyin içinde birikir. Kişi, yemek yiyerek bu bastırılmış duyguları fiziksel bir doyumla geçici olarak rahatlatmaya çalışır. Ancak, ardından gelen kusma davranışı, bu duyguların ve içselleştirilmiş nesnenin "reddedilmesi" ve "dışarı atılması" işlevini görür. Bu döngü, kişinin kendini kontrol etme ve serbest bırakma arasında gidip gelen içsel çatışmasını yansıtır. 25 yaşındaki kadın bir danışan, stresli ve yalnız hissettiğinde aşırı yeme nöbetleri geçiriyor ve ardından kusarak rahatlamaya çalışıyor. Çocukken "duygularını kontrol etmesi" gerektiği öğütlenmiş ve şimdi de öfkesini ya da üzüntüsünü doğrudan ifade edemediği için yeme davranışlarıyla baş etmeye çalışıyor. Danışanın yemek yemesi, içselleştirdiği nesneyle (aile figürleri, otorite) bilinçdışı bir birleşme arzusu taşırken; kusması, bu nesneyle olan ilişkisini reddetme ve bağımsızlaşma çabasıdır. Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu: Kendimi Rahatlatmanın Başka Bir Yolu Yok Mu? Tıkınırcasına yeme bozukluğu, çoğunlukla kişinin olumsuz duygularla başa çıkamaması ve bunun yerine yemek yemeyi bir rahatlama aracı olarak kullanmasıyla bağlantılıdır. Genellikle erken çocuklukta duygusal destekten mahrum kalma, yalnızlık hissi ve "boşluğu doldurma" ihtiyacı bu bozuklukta ön plandadır. Psikodinamik terapi, bireyin erken dönem ilişkilerinde yaşadığı yaraların yetişkinlikte nasıl tekrarlandığını inceler. Freud'un "tekrarlama zorlantısı” (repitation compulsion) kavramına göre, kişi geçmişte yaşadığı travmatik ya da çözümlenmemiş duygusal deneyimleri farkında olmadan tekrar eder. TYB vakalarında bu durum, bireyin geçmişte alamadığı duygusal doyumu, yemek yoluyla bilinçdışı olarak telafi etmeye çalışmasıyla kendini gösterebilir. YB olan bireylerde sıkça gözlenen durum, duygusal regülasyon becerilerinin zayıf olmasıdır. Yani kişi öfke, üzüntü, stres gibi duygularını doğrudan ifade etmek yerine, yeme davranışı ile bastırır. Diğer bir bakışla çocuklukta ebeveynlere yöneltilmesi gereken öfke, bireyin kendisine döner ve kendine zarar verme davranışı olarak ortaya çıkabilir. TYB vakalarında kişinin kendine zarar vermeden yemekle "cezalandırma" eğiliminde olduğu görülebilir. Bu bireylerin erken dönem nesne ilişkilerinin, bağlanma süreçlerinin ve bilinçdışı savunmalarının nasıl bir araya gelerek yeme krizlerine dönüştüğünü anlamamız önemlidir.